Kafede oturan güzel kız ve last fm sorunsali…
Gönderen Coheper
Güzel bir kafede oturmuş tatlı tatlı kahvemi içip internette geziniyorum. Have güzel, kahvem güzel, köşede oturan kız güzel… Birde last fm’e girerim şimdi tatlı bir müzik açarım diyorum. Ve olanlar oluyor!!!
Neden? Evet ciddi ciddi soruyorum. Lastfm’in yeni tasarım anlayışını biri bana açıklasın lütfen! Nedenini soruyorum. Neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuldu çok merak ediyorum. Uzun bir zamandan sonra lastfm i açtım (verdiği hizmet ve bu hizmetin kalitesi hakkında hiç bir diyeceğim yok. Gerçekten çok güzel) ve yeni yüzü ile karşılaştım.
Yeni yüzü ile karşılaştığımda ki ilk tepkim ne mi oldu?
-Allah allah neden bu eski site açıldı ki şimdi? Acaba yanlış bir siteye mi girdim?
-(yanımda ki birine dönerek:) Pardon! lastfm’i açarmısınız bir? Bende bir sorun var galiba!
-Yok yok sizde de böyle! Ama bu olamaz. Bir site neden kendini eskitir ki?
Evet işte kilit nokta bu zaten. YENİ-ESKİ. Last fm tasarımını yenilemiş ama aslında eski ve demode bir görünüme kavuşmuş. Bunun amacı ne olabilir? Gerçekten açıklama istiyorum.
ESKİ TASARIM:
tasarımı ile tanıdıklarıma örnek olarak gösterdiğim bir siteydi. Modüler bir yapıya sahip, son derece yalın ve anlaşılır olmanın yanında gayet modern gözüken, pozitif bir imajı vardı. Özellikle arkafonun gri tonu tasarıma derinlik katarken , üzerinde yer alan gölgeli beyaz modüller gri rengin kasvetini yok ediyor ve son derece iç açıcı bir görünüm sağlıyordu. Bu duruşu başka nasıl anlatabilirim bilmiyorum. Hepimizin anlayabileceği bir örnek vermek gerekir ise: Bir Kafede oturan, kendine güveni gözlerinden belli olan, ipod dinleyerek internette gezinen şu güzel kız gibiydi eski lastfm.
YENİ TASARIM:
Yeni tasarım ise en az 5 yıl geçmişe götürmüş lastfm’i. Üst kısım eski boyutlu tasarımın aksine tek düzlem görünümlü bir yapıya kavuşurken bu sıkıcılığı kırmak için kullanılan, tırtıklı kenar çizgileri ve sınır hattı beni benden aldı diye bilirim. 90 ların tasarım anlayışı yeniden mi yorumlanmak istendi? Yoksa kendince URBAN akımı mı yakalanmaya çalışıldı (urban akımı ile uzaktan yakından bir alaka yok. Ancak yine de belki bunu denemişlerdir diye yazıyorum) bilmiyorum. Sanki tasarımcı odaklı tasarım anlayışı bir tarafa atılmış ve bütün site sadece yazılım ekibi tarafından yeniden yorumlanmış gibi duruyor. Kimse yanlış anlamasın lütfen asla ve asla yazılımcıları küçümsemem. Bir işi var edenler onlardır. Bütün projenin sağlıklı işleyip işlememesi, bir yazılımcının ne kadar işinin ehli olduğu ile çooook yakından alakalıdır. Ancak bir şey unutulmamalıdır ki, herkez kendi uzmanlık alanında iyidir. Son kullanıcı açısından bir proje ne kadar iyi düşünülmüş, ne kadar kullanım dostu olmuş, ne kadar iyi ve hatasız yazılmış olursa olsun ilk izlenim (ilk 5 saniye) herşeyden önemlidir. İlk izlenimi iyi bir şekilde atlatırsanız devamı gelir. Zaten bu kural doğal hayatta da böyle değil midir? Yeni insanlar ile tanışırken. Yolda gördüğümüz veya bir kafede karşınızda oturan güzel kızlara- yakışıklı erkeklere bakarken hep bu kural işlemez mi?
Sonuç olarak: Kafamı bilgisayarımdan kaldırıyorum… Köşede oturan, kendine güveni gözlerinden belli olan, ayağında rahat ve şık spor ayakkabıları, üzerinde spor ama şık bir kıyafet olan, ipod dinleyen ve laptopu ile internette birşeyler ile meşgul olan (Friend feed gibi) minyon güzel kız gitmiş. Yerine kırmızıya kaçan perma saçlı, omuzlarında küçük de olsa vatkası duran, siyah, üzerinden metal kopçalar sarkan bir deri ceket giyen irice bir kız oturmuş sigara üzerine sigara yakıyor.
Tanrı ve Tasarımcı…
Gönderen Coheper
Eskişehir’de Lisans bitmiş, Yüksek Lisans a başlamıştım. Tabi ki lisans sırasında benimle okuyan bütün arkadaşlarım gitmiş koca Eskişehir’de tanıdığım tek kişi kalmıştı. Dört yıl boyunca inanılmaz eğlendiğim, gezip tozduğum onca insandan sonra kala kala iki kişi (ben ve Çiğdem Güreli) yüksek lisans yapmaya karar vermiş ve dolayısı ile 2 sene daha eskişehir’de kalmıştık. 2 sene genellikle yoğun proje çalışmaları, sürekli sabahlamalar ile geçerken, (tabi ki yine gezilip tozuldu. İçilip sızıldı ama konumuz ile alakalı değil) yorulduğumuz anlarda kendimiz ve halimiz ile dalga geçen muhabbetler ve hatta çizimler yapıyorduk. Geçenlerde Portfolyo bloguma koymak için eski işlerimi karıştırırken bu çizimlerimden birini buldum. Yüzüme geçmiş yılların zorlu olsada, tatlı ve sıcak anıları yansıdı bir anda. Bana tatlı bir tebessüm verdiren bu çalışmayı paylaşmak istedim.
Sabahlamaktan doğru düzgün düşünemez olduğum zamanlardan kalma: TANRI ve TASARIMCI (ve tanrı ÇALIŞ dedi)
Diyet de keyifli olabilir
Gönderen Coheper
Yaklaşık bir buçuk ay önce yaptırdığım kan testinden sonra ciddi bir diyet yapmaya başladım. Benim gibi yemek yapmanın, hatta yemek yemenin bir sanat olduğuna inanan biri için bu süreç çok sancılı geçecek gibi duruyordu. Yasaklanan gıdalardan küçük bir liste vermem gerekir ise; kola yasak, patates yasak, pirinç yasak, makarna yasak, köfte yasak, yağlı peynir yasak, beyaz ekmek yasak….vs vs
Çok geçmeden evimin bir köşesinde oturmuş kara kara, hayattan nasıl zevk alacağımı düşünürken buldum kendimi. Tam bu sırada bir ışık parladı beynimde. “görsellik“.
Evet “görsellik”! Bu hayatta en iyi yaptığım şey. Bir şeylere görsellik katmak. Sonuçta tasarım denen şeyin sınırı yok ki. Eğer tasarımcıysanız her şeyi tasarlayabilmeniz gerekir. Bu bir logo da olabilir, bir web siteside, bir koltuk yada bir tabak yemek de olabilir!
Son yıllarda yapılan araştırmalar gösteriyor ki kişiye güzel gelen bir sunum, yemeğin lezzetini arttırıyor. Evet gerçekten de arttırıyor. Bende bu bilgiyi sevgili eşim ve kendim üzerinde denemeye karar verdim. Öncelikle tamamen diyet bir yemek yapmam gerekiyordu. Bunun için kabak, taze fasulye, bostan patlıcanı, domates ve tavuk göğsünden oluşan bir malzeme listesi oluşturdum.
Kabak ve Taze Fasulyeleri buharda bişirdim ( yağ orana: sıfır )
Domates ve Bostan Patlıcanını ise ateşte közledim ( yağ oranı: sıfır )

Son olarak da bir kaç yeşil ve kırmızı biber ile Tavuk göğüslerini tavada çok az zeytin yağı ve soya sosu kullanarak pişirdim. ( yağ oranı: bir tatlı kaşığı zeytin yağı )
Pişirme aşamaları bittikten sonra sıra bana lezetli gözükecek bir şekilde tabaklara yerleştirmeye kalmıştı

SONUÇ: Hem eşim, hem de benim için oldukça keyifli, lezzetli ve son derece hafif bir akşam yemeği!!!
2. Geleneksel Zoom Medya Rakı-Balık Festivali
Gönderen Coheper

Dün (01/08/2008) 2. Geleneksel Zoom Medya Rakı-Balık Festivalini gerçekleştirdik. Ne kadar eğlendiğimizi, tıkabasa yediğimizi, içtiğimizi…vs anlatmayacağım. Zaten Fotoğraflardan belli olduğuna eminim.
Esas anlatmak istediğim Geleneksel Rakı-Balık günlerine ev sahipliği yapan mekan yani “Barınak“.

Sarıyer’den 12 km. yol alıp da Boğaz’ın Karadeniz ile birleştiği noktada olan Barınak Restaurant Rumelifeneri Köyü’ne geldiğinizde sağdan devam edip, köy meydanından geçip, tekne barınağına (balıkçı barınağı) inmeniz ile karşınıza çıkmakta.
Aslında İstanbul’un çok uzağındaymış gibi görünse de hemen yanı başında olan Barınak Balık Restaurant hafta içi ve hafta sonu stresinizi ve yorgunluğunuzu atabileceğiniz bir mekan. Dışarıdan bakıldığında çok salaş bir görüntü çizen bu mekanın içine girdiğinizde hiç de öyle olmadığını keşfedeceksiniz.

Lezzetli yemekleri ve güler yüzlü personeli ile insana hoş vakit geçirten bu mekan aynı zamanda cüzdan düşmanı olmayan bir yer. En azından boğazda ki balık lokantalarını esas alırsak.
Cüzdan düşmanı değil derken, bu söylemin biraz havada kaldığının farkındayım. O yüzden yediklerimize karşılık ödediğimiz bedeli kısaca açıklamak isterim. 9 kişi gidilen yemekte toplam 13 tabak meze 2 şer tabak arasıcak (kalamar ve midye) balık olarak; çupra (3 adet) bir adet de ortaya “kallavi” karışık balık tabağı (istavrik,barbun,tekir) salatalar, 3 büyük rakı (yeşil efe yi şiddetle tavsiye ederim), sayısını bilmediğim kadar bira, türk kahveleri, kiremitte helva, meyve tabakları…..vs vs. İnanın bana bütün bunları “baaak biz neler neler yediiik! Hahahaha” gibi bir ruh halinde yazmıyorum. Bunları yazmamın sebebi bütün bu yediklerimize karşın kafa başı 50 YTL gibi bir para ödemiş olmamız.

Nihayet!
Gönderen Coheper
Uzun zamandır bir blog açmayı ve birşeyler yazmayı istiyordum. Canımdan çok sevdiğim dostum Muammer Okumuş‘un telkinleri ve ısrarları en sonunda işe yaradı ve üzerimdeki ölü toprağını atarak giriştim bu işe. İşten ve kişisel projelerimden arta kalan zamanda günlük hayatımda deneyimlediğim olayları ve düşüncelerimi düzenli olarak yazmaya çalışacağım. Umarım ortaya keyifli birşeyler çıkartabilirim. ![]()



